Duygusal Zeka Nedir?

Dr. Psikolog Ayşegül Önk Eray

Son yıllarda “Duygusal zeka” daha çok önem verilen ve ele alınan bir kavram haline gelmiştir. Bunun nedeni hayatta başarı ve mutluluğun yakalanabilmesinde belirli bir IQ düzeyinin yanı sıra, EQ’ya da sahip olmanın gerekliliğinin artık tartışmasız olarak kabul edilmesidir. Araştırmalara göre duygusal zekası yüksek olan bireyler, aile ve sosyal çevrelerinde iyi ilişkiler kurabilen, başarıyı daha kolay yakalayabilen, daha fazla üretebilen ve kariyerinde daha hızlı yükselebilen kişilerdir.

Duygusal zeka, bireylerin öncelikle kendi duygularını anlayabilme, empati kurabilme, motivasyon artırma ve özgüven duygusunu geliştirme olanağı tanıyan bir kavramdır. Bundan dolayı da günümüzde duyusal zekanın geliştirilmesi konusuna verilen önem giderek artmaktadır.

Duygusal Zeka; kişinin kendi duygularını anlaması, başkalarının duygularına empati beslemesi ve duygularını yaşamını zenginleştirecek biçimde düzenleyebilme yetisidir. Buna göre, bireyin hayattaki başarısı kendi duygularını dengeleyebilme ve yönetebilme başarısına bağlı olmaktadır. E.Q kısaca beş alt bölümde tanımlanmaktadır.

1. Kendini Tanıma (özbilinç)

Özbilinç kısaca bireyin ruh halinin ve o ruh hali hakkındaki düşüncelerinin farkında olabilmesidir. Özbilinçli birey, duygusal hayatı hakkında belli bir anlayışa sahiptir.

Özerk, kendi sınırından emin, hayata olumlu bir gözle bakabilen, kötü bir ruh haline girdiğinde bile, bunu dert edinip kafasına takmayan ve kısa bir süre içinde kendini bu durumdan kurtarabilen bir yapıya sahiptir.

Kişisel bütünlük kavramı özbilincin kalesi olarak adlandırılmaktadır.

2. Duyguları Yönetebilme (özdenetim)

Bunun anlamı, bireylerin ne tutkularının kölesi olmaları, ne de duygularını bastırmalarıdır. Yani duyguları dengeli, uyumlu biçimde ortaya koyabilmektir. Özdenetim, duyguları yapılan işi engellemek yerine kolaylaştıracak şekilde idare etmek, vicdanlı olmak ve hedeflere ulaşmak için bir zevkin tatminini erteleyebilmektir.

3. Motivasyon

Bireyin kendini motive edebilmesi dışarıdan yapılan bir etkinin ürünü değil, yapabileceğine inanç ve başarma isteği ile kendi içinde yarattığı doğal bir güdüdür. Birey içindeki başarı güdüsünü ortaya çıkarabilir, olumlu düşünebilir, insiyatif kullanabilir ve sorumluluk alabilirse yani olumlu duygularını harekete geçirebilirse içsel motivasyonunu sağlayabilecektir.

4. Başkalarının Duygularını Anlayabilme

Kişinin karşısındaki bireylerin duygu ve düşüncelerini sözlü veya sözsüz iletişimle anlayabilme, ihtiyacı olan kişilere duygusal anlamda destek olabilme ve başkalarının duyguları/davranışları arasındaki bağlantıyı kurabilme becerisidir. Empati becerisine sahip bireyler, başkalarının bakış açılarını kavrayabilen iyi bir dinleyici olmanın yanı sıra, dile getirilemeyen duyguları da sezebilen, ne zaman ve nerede ve ne kadar konuşmaları gerektiğini bilen ve kendilerini başkalarının yerine koyarak onları anlayabilen bireylerdir.

5. Sosyal Beceriler

Sosyal beceriler, bireylerin karşılıklı ilişkilerini etkili bir şekilde yönetebilme becerisi olarak tanımlanabilmektedir. Bu bir anlamda diğer duygusal zeka yeteneklerinin bir sonucudur. Zira kendi duygu ve düşüncelerini bilen ve aynı zamanda başkalarının duygularını da anlayabilen bireyler, insan ilişkilerinde de başarılı ve etkili olacaklardır.

Sosyal becerileri yüksek olan bireyler, çevrelerindeki kişilerle rahat bağlantı kurabilmekte, onların tepkilerini, hislerini akıllıca okuyabilmekte, onları yönlendirebilmekte ve ortaya çıkan tartışmaların üstesinden gelebilmektedirler.

Kuşkusuz insanlar bu beş alandaki yetenekleri açısından farklılık gösterirler, örneğin bazılarımız kolaylıkla kendi kaygılarını yatıştırabilirken, başkalarını yatıştırma konusunda oldukça beceriksiz olabilir. Yetenek düzeyimizin temelinde hiç kuşkusuz sinir sistemimiz bulunur, ancak beyin olağanüstü bir esneklikte, sürekli öğrenen bir organdır. Duygusal becerilerdeki aksaklıklar telafi edilebilir. Duygusal zeka becerilerinin % 50’si doğuştan gelse de, öğrenilebilir becerilerdir.

DUYGUSAL EKSİKLİKLERİN TOPLUMA VE GENÇLERE YANSIMASI

Üniversiteye gelinceye kadar en az 11 senenin geçtiği öğretim ortamlarında düşünme, problem çözme gibi zihinsel yeterlilikler kazandırılmaya çalışılırken duygular kısmen veya tamamen ihmal edilmektedir. Hatta toplumumuzda duygulardan bahsetmek ya da duyguları göstermek doğru olmayan bir durum olarak değerlendirilmektedir. Anadolu’nun bazı bölgelerinde gelenek, babanın aile büyüklerinin yanında çocuğunu kucağına alıp sevgisini göstermesinin ayıp olarak kabul eder. Duygularla hareket etme veya duygusal olmayı acizlik olarak değerlendirme eğilimi toplumun her kesiminde halen güncelliğini korumaktadır.

“Hiç mantıklı düşünmüyor”, “Aklını mı kaçırdın?”, “Kafanı kullansan iyi olur”, “Çok yufka yüreklisin”, vb. yaklaşımlar sonucu “duygular” özellikle çocuklar üzerinde “kötü”, “gereksiz”, “önemsenmemesi gereken” şeklinde değerlendirilmektedir (Kocayörük, 2004).

Yapılan araştırmalar göstermektedir ki çocuklarımızın daha zeki olmalarını sağlamak için benzeri görülmemiş bir çaba göstermiş ve başarı elde etmişiz. Gün geçtikçe çocukların okul başarı puanları artmaktadır. Liselere ve Üniversitelere giriş sınavlarındaki amansız yarışta, kendilerine başka şans tanınmayan çocuklar her gün çıtayı biraz daha yükselterek zihinsel potansiyellerini zorlamaktadırlar. Tüm bu çabaların sonucu olarak da standart zeka puanları yükselmektedir. Eskiden normal dağılım eğrisinde yüksek zeka puanına (120 ve üstü) sahip olan çocuklar artık normal zekaya sahiptir. Normal dağılım eğrisi (120-140 arasına doğru) yer değiştirmektedir. Zeka puanında artış yükselirken, duygusal ve sosyal becerilerde tam tersine düşüş görülmektedir. Bilişsel zekaya (IQ) verilen aşırı önem ve Duygusal zeka ile ilgili eksikliklerin yarattığı problemleri günümüzde birçok toplumsal alanda tespit edebiliriz; madde bağımlılığı, suç işleme, depresyon, intihar, şiddet, vb. çeşitli ruh sağlığı bozuklukları konularında istatistikî araştırmalar eskiye göre artış olduğunu göstermektedir.

Birçok sosyal bilimci, günümüz çocuklarının sorunlarının büyük bir kısmının son kırk yıl içinde sosyal modellerde meydana gelen karmaşık değişikliklerden de önemli derecede etkilendiklerini düşünüyor. Bu değişiklikler arasında, artan boşanma oranları, medya ve televizyonun yaygın ve olumsuz etkisi, internet kullanımının dejenere olması, otorite kaynağı olarak okullara karşı saygı eksikliği ve anne-babaların çocukları ile geçirdikleri zamanın azalması da yer almaktadır.

Ne yazık ki araştırma bulgularına göre; bu kuşağın çocukları, önceki dönemlere göre daha fazla duygusal problemlerle uğraşıyorlar. Bu yüzden daha yalnız, daha kızgın, kuralsız, sinirli, hassas, saldırgan ve depresif olmaya eğilimli büyüyorlar.

Çocukların zihinsel becerilerini artırmak için çabalarken duygular ihmal edilecek olursa gelecek nesillerin duygusal zeka yönünden gelişmeyecekleri açıktır. Gelecek nesillerin yarının toplumlarını oluşturacaklarını göz önünde bulunduracak olursak, ailelerin ve okulların çocuk ve gençlerin duygusal yeterliklerini geliştirmeye önem vermeleri gerektiği sonucuna varmak kaçınılmazdır.

SONUÇ VE ÖNERİLER

Yetişme dönemi içerisinde duygusal dünya ile başa çıkma becerisi geliştiremeyen kişileri bekleyen çeşitli zorluklar mevcuttur. Bu bağlamda Duygusal Zeka yetenekleri ile ilgili eksikliklerin depresyondan, yeme bozukluklarına ve bağımlılıklara uzanan geniş bir yelpazedeki riskleri nasıl arttırdığını yapılan birçok çalışma göstermektedir.

Beynin duygusal devreleri çocukluk yaşantılarında edinilen deneyimlerle şekilleniyor. Bizler bu deneyimleri tamamen oluruna bırakarak çok büyük bir risk altına giriyoruz. En değerli varlıklar olan çocuklarımızın hayatını yalnızca bilgiyle, akademik başarı ile ölçtüğümüz Lise giriş ve Üniversite sınavları ile belirlemeye çalışıyoruz. Veliler ve okullar akademik becerilere takılı kalıp, kültürümüzde önemli olan saygı, sağduyu, irfan sahibi olma, dürüstlük gibi birçok manevi değerleri göz ardı ediyorlar. Geçmişte bu özelliklerin ne kadar değerli özellikler olduğu ile ilgili hikaye ve masallar anlatılırken, günümüzde bu kavramlar neredeyse unutulur hale gelmiştir.

Çocukları Anne-babalarının ve öğretmenlerinin yalnızca okul başarıları yönünde kendilerini değerlendirmelerine isyan ettikleri halde, kendileri yetişkin olduklarında çocuklarına onlar da aynı tutumu göstererek nesil kirliliğini sürdürmektedirler. Çünkü duygusal zekaları uyandırılmayan ve geliştirilmeyen çocukların, kendilerini yalnızca akademik başarıda var etmeye çalışmaktan başka seçenekleri kalmamaktadır. Kendi duygusal zekaları gelişmemiş olan anne-babaların, çocuklarının duygusal zekalarının geliştirme yönünde bir katkı oluşturamaması normaldir. Bu nedenle Duygusal Zeka ile ilgili becerilerin kazanımını arttırmak için bu konudaki eğitimlerin anne-baba, çocuk ve öğretmeler olarak üçlü bir saç ayağında ele alınması gerekmektedir. Bunun için en büyük fırsat eğitim süreci içinde okullara ve Rehber Uzmanlara düşmektedir.

IQ ve EQ Kavramları Arasındaki İlişki

Bilişsel ve duygusal olmak üzere iki farklı türde zekamız vardır. Hayatı nasıl yaşadığımız her ikisi tarafından belirlenir. Aslında akıl, duygusal zeka olmadan tam ve verimli çalışamaz çünkü birbirlerini tamamlayan süreçlerdir.. Belki de I.Q ile E.Q arasındaki en önemli fark E.Q’ un daha az kalıtım yüklü olmasıdır. Bu durum doğanın bıraktığı yerden devam etmek üzere ailelere ve eğitimcilere bir fırsat verir. E.Q becerileri öğretilebilir. Böylece çocuklarımızın yaşam kalitesinde önemli bir fark yaratabiliriz. Daha sağlıklı nesiller yetiştirebiliriz.

“DUYGUSAL ZEKÂ KENDİMİZİ VE DİĞER İNSANLARI ANLAMANIN BİR YOLUDUR”

DUYGUSAL ZEKÂNIN GELİŞİMİ VE AİLE

Aile bize ilk duygusal dersleri veren bir okuldur. Bu okulda genel olarak, yakın ilişkiler içinde kendimizi nasıl göreceğimizi, başkalarının bizim hislerimize nasıl tepki vereceğini, tepki verirken ne gibi seçeneklerimizin olduğunu, umut ve korkularımızı nasıl anlayıp, ifade edeceğimiz gibi süreçleri öğreniriz. Bu duygusal dersler sadece anne-babanın yaptıkları ile değil, onların kendi duygularını nasıl ifade ettikleri, kendi duygularını nasıl yönettikleri ve bebeğe bunu nasıl yansıttıkları ile de aktarılır. Bu konuda Duygusal zekaları yüksek olan anne- babalar daha beceriklidir.

Genel olarak bakıldığında duygusal olarak yetersiz ebeveynlik tarzları arasında en sık rastlanılanları dört grupta toplayabiliriz.

1.Hisleri tamamen göz ardı etmek (Bu tür anne-babalar çocuklarının duygusal sıkıntılarını önemsiz veya dert kaynağı olarak görme eğilimindedirler).

2.Fazlasıyla serbest bırakmak (Bu tür anne-babalar çocuğun ne hissettiğinin farkındadırlar ancak çocuğun hissettiği bu duygusal fırtına ile nasıl baş edeceği konusuna karışmazlar. Çocuğun hissettiği tüm rahatsızlıkları yatıştırmaya çalışırlar. Genellikle çocuğu rahatlatmak için pazarlık yapma veya rüşvet verme yolunu tercih ederler).

3.Çocuğu aşağılayıp, hislerine saygı göstermemek (Bu tür anne-babalar genellikle çocuğun hiçbir davranışını onaylamaz. Eleştiri ve ceza ön plandadır. Çocuğun olumsuz duygularını ifade etmesine izin vermeyip, en küçük huysuzluk belirtisinde bile cezalandırmayı tercih ederler. Çocuğun olayı kendi açısından anlatmasına fırsat vermezler).

4.Tutarsız davranmak (Duygusal açıdan çocuğun davranışlarına farklı tepkiler gösterilmesi söz konusudur. Anne-babanın tutumları çocuğun ne yaptığı ile değil de kendilerinin nasıl hissettiği ile ilgilidir. Böyle ortamlarda büyüyen çocuklar kendilerini çaresiz ve değersiz hissederler).

Anne-baba ve çocuklar arasında kurulan sıcak, güvenli ve kuvvetli bağ ile çocuklar duygularıyla baş edebilmeyi, öfkelerini kontrol edebilmeyi ve empati duygusunu öğrenirse sadece bugün değil gelecekte de bu becerilerle yaşama şansına sahip olacaktır. Bu hayat boyu etkisini gösterecek önemli bir etkidir.

Anne-babaların çocuklarının duygusal zeka becerilerini geliştirmelerine yardımcı olabilecek eğitimciler olabilmeleri için önce kendi duygusal zeka’larının temellerini iyi kavramaları gerekir. Mesela; kendi duygularını ayırt edemeyen ebeveyn çocuğunun yaşadığı olaylar karşısındaki duygusunu ifade etmesine de yardımcı olamaz. Duygusal açıdan yeterli olan anne-babalar çocuklarının duygusal zeka ile ilgili temel unsurları öğrenmelerine yardımcı olabilirler. Bu unsurlar; duygularının farkına varıp ifade edebilmek, duygularını kontrol altında tutabilmek, empati yapabilmek ve ilişkilerinde ortaya çıkabilecek duygularla baş edebilmek olarak ifade edebilir.

Yapılan çalışmalarda duyguları ile başa çıkabilme becerileri gelişmiş anne-babaların çocuklarına daha fazla sevgi gösterdikleri, çocukları ile daha iyi geçindikleri gözlenmiştir. Duygusal zekası yüksek ailelerin çocukları da kendi duygularıyla da daha iyi başa çıkabilmekte ve huzursuz olduklarında kendilerini daha etkin bir şekilde yatıştırabilmektedirler. Ayrıca sosyal açıdan da başarılıdırlar. Arkadaşları tarafından daha çok sevilen, popüler çocuklardır. Bu çocuklarda kabalık ya da saldırganlık gibi davranış sorunlarına da daha az rastlanmaktadır. Dikkatlerini daha iyi toparlayabildikleri için akademik konularda da başarılıdırlar.

Yaşamın ilk 3-4 yılı, bebeğin beyninin en hızlı geliştiği dönemdir. Bu dönemde temel nitelikteki deneyimler daha sonraki dönemlere göre daha kolay öğrenilir. Duygusal süreçler bunlar içinde en önemli olanlardır. Bu dönemde yaşanan yoğun stres beynin öğrenme merkezine (dolayısı ile I.Q’ya da) zarar verebilir. Yaşamın sonraki dönemlerinde bir dereceye kadar telafi edilebilse de, yaşamın erken döneminde öğrenilenlerin etkisi devam eder. Bu konuda en önemli görev, anne-babalara düşmektedir. Çocuklarına bu becerileri kazandırabilmek için öncelikle bilinçlenmelidirler. Çocuklarına kazandırmak istedikleri becerileri önce anne-babanın kazanması ve bu konuda örnek olması gerekmektedir. Çocuklar sözler kadar davranışlarla da öğrenecektir. Bunun için iyi bir modele ihtiyaçları vardır. Bu süreçte anne-babalar çocukları ile birlikte hem öğrenecekleri hem de öğretecekleri bir döneme girerler. Aileler çocuk sahibi olmaya karar verdikleri andan itibaren hayatları boyunca sürdürecekleri önemli bir sorumluluğu da üstlenmektedirler: ANNE-BABA OLMAK. Bu onların hayatlarında hem keyifli hem sürekli çaba isteyen yeni bir süreci başlatır. Bu kararla birlikte iyi birer ebeveyn olabilmek için yeni deneyimlere de kapılarını açmaları gerekir. Zira aile içinde bir bebeğe sahip olmaya nasıl karar verildiğinden, hamileliğin nasıl geçtiğine, doğum ve sonrasında bebeğe nasıl bakım verildiği gibi süreçlerin tümü çocuğun E.Q gelişimi açısından önemlidir. Kişilerin duygusal zekasının geliştirilmesi, samimi bir istek ve çaba olmadan gerçekleşemez. Kısa bir seminer veya başucu kitabı yeterli olamayacaktır. Duygusal zeka becerilerini kazanmak, uzun bir süreç alabilir. Bunun için, haftalarca zaman harcanabilir, saatlerce uygulamalar yapılabilir, çok fazla sabır ve yönlendirmeye gerek duyulabilir. Tekrarlar yeni kazanımların sistemimizce benimsenmesine yardımcı olur. Bu konuda yapılan çalışmalar ve egzersizler sayesinde ancak yeni beceriler kazanabiliriz. Duygusal Zekayı Geliştirmek İçin 2 Önemli Neden Vardır; İlki Yaşamda Daha Mutlu Olmak. İkincisi İse Çevremizdeki İnsanların Daha Mutlu Olmasını Sağlamaktır.

Anne-Babalara Çocuklarının Duygusal Zekalarını Yükseltebilmek İçin Öneriler

1.Çocuklarınıza duygularını keşfetmeleri ve ifade etmeleri konusunda teşvik edin ve model olun.

2.Net kurallar ve sınırlar oluşturun ve bunlara bağlı kalın. Çocuğunuz uymadığında önce onu uyarın, bu onun kendi özdenetimini kazanmasına yardımcı olur. (Tv ve bilgisayar başında geçirecekleri süreyi sınırlı tutmak gibi.)

3.Çocuklara empati yapmalarını öğretmek için sosyal sorumluluk projeleri konusunda bilgi verebilir, birlikte katılabilirsiniz. Böylece onlara duyarlı olmayı öğretebilir ve yardımsever olmaya teşvik edebilisiniz.

4.Dürüstlüğün önemini vurgulayan sohbetler yapıp bu konuda örnek hikayeleri paylaşabilirsiniz.

5.Ailede ortak sorunlar yaşandığında çözüm üretme konusunda onların da fikirlerini sorun. Kendi düşüncelerini ifade etmelerine izin verin.

6.Kendi problemlerini çözmeleri konusunda yardımcı olun, alternatif çözümler üretmeleri konusunda destekleyin. Sorunları onların yerine çözmeyin.

7.Okul içi ve dışındaki sosyal faaliyetlere katılmaları konusunda yüreklendirin. Çocuğunuzun arkadaş edinmesi için yaşına uygun fırsatlar yaratmak önemlidir. Sorun çözme becerilerini geliştirmenin en iyi yolu haftalık aile toplantıları ayarlamaktır.

8.Çocukların hata yapmalarına izin verin, böylece sonuçlarına katlanmayı öğrenebilirler. Hata yaptıklarında özür dilemeyi öğretin. Siz de hatalarınızı paylaşın ve yeri gelince özür dilemekten kaçınmayın.

9.Çocuğunuzla birlikte zaman geçirin ve bunu karşılıklı memnun olunan bir sürece dönüştürün. Fiziksel teması ihmal etmeyin. Herkesin kucaklanmaya ihtiyacı vardır. Kabul, sevecenlik ve şefkat duygularını çocuklar yaşarak ve hissederek öğrenir.

10.Çocuklarınızı kendilerine uygun hobiler bulmaya teşvik edin. Devam etmeleri konusunda destekleyip sebat etmeyi öğretin. (Ama kurstan kursa koşan ve hafta sonu faaliyetlerine boğulan bir programdan da kaçının.)

11.Çocuklarınızla işbirliğine dayanan süreçleri paylaşın. Çocuklara işbirliğine dayalı oyunlar öğretmek, başarının grup sürecinin bir parçası olduğunu anlamalarını sağlar. Rekabete dayalı bir dünya ile başa çıkmalarına temel oluşturur.

12.Olumsuz duygularını nasıl kontrol edebileceklerini öğretin. Öfke, kızgınlık gibi duygular normal duygulardır, sadece nasıl ifade edildikleri önemlidir.

13.Çocuklarla ilişki tarzında daha iyimser olmak önemlidir. Çocuklar anne-babalarını gözlemleyerek kendi davranış modellerini geliştirirler. Kötümser olma eğilimi günümüzde önceki nesillere göre artış göstermektedir. Bunun en büyük riski çocukları depresyona yatkın hale getirmesidir.

Unutmayın duygusal zekaya sahip bir çocuk yetiştirmenin en önemli şartı birlikte geçirilen zamandır. Aynı zamanda, yoğun bir hayat temposu içindeyken, çocuklarımızla oyun oynamak ve onlara öykü okumak gibi etkinliklere zaman ayırarak onlara “bizim için ne kadar değerli oldukları” mesajını da vermiş oluyoruz.

aynapdlogodisif

İletişim Bilgileri

İnönü Caddesi, Aydoğan İş Merkezi

No: 12, Kat: 7, Daire: 20, 34734

Sahrayıcedit / Kadıköy İSTANBUL

2018 © Ayna PD - Eğitim ve Psikolojik Danışma Merkezi | Tukan Ajans