Yaşam boyu insanların sahip olduğu bazı roller vardır. Çocuk olmak, öğrenci olmak, çalışan olmak gibi. Öyle bir rol var ki, hayatında aldığın diğer rollere benzemeyen diğerlerinden çok farklı bir deneyim: “Annelik”. İçinde sevinci, mutluluğu, öfkeyi, yetersizliği ve birçok duyguyu barındıran eşsiz bir deneyim. Anne olmayı ve öfkelenmeyi, kendini suçlamayı ve diğer olumsuz duyguları bir arada düşünebiliyor musunuz? Bu yolculuktan geçenler muhtemelen “evet” diyecektir. Sevgili anne; tüm anneler gibi zaman zaman sen de bu olumsuz duyguları hissedebilirsin, çünkü anne olmak bazen yıpratıcı, yorucu, sıkıcı ve bunaltıcı da olabilir.
Her anne yavrusu mutlu olsun, kendine güvenen biri olsun ister. Çocuğu ağlayıp onu susturamadığında, yemek yedirmeye çalışıp yemek yemediğinde, çocuğunun bir sorununu çözemediğinde annelerin de kendi içinde suçluluk duymuşluğu vardır. Çünkü yavrusunun problemini çözememiştir ve bu durumda yeterince iyi bir anne olmadığını düşünebilmektedir. Duygularındaki tüm bu iniş çıkışlara rağmen evladının iyi olabilmesi için tüm fedakarlıklara yapmaya hazırdır anne.
Günümüzde birçok rolde işlerin daha güçleştiğini görebilmekteyiz. Örneğin eskiden üniversite bitirmek iyi bir iş sahibi olabilmek için yeterliydi belki, fakat günümüzde mesleğini iyi yapabilmek için alman gereken eğitimlerin sonu yok. Aynı şekilde annelik rolünde de daha fazla zorluğun karşımıza çıktığını görmekteyiz. Çünkü kadınların artık tek rolü annelik değildir, kadın çalışma hayatının ve sosyal hayatın da aktif katılımcısıdır. Maddi olarak da aile bütçesinin tamamlayıcısıdır. Anne bebeğini kucağına alır ve bundan yaklaşık 5 ay sonra işe dönmesi beklenir. Bu durumda çocuğa kim bakacak, beraberinde hangi riskler ortaya çıkacak, maddi-manevi ne gibi kazançlar veya kayıplar olacak tüm bunlar düşünülür. Anne sadece eve maddi olarak destek olması için değil; kendi mutluluğu, üretkenliği için de çalışmak ister. Çünkü bilir ki mutlu bir çocuk yetiştirebilmesi için önce kendisinin mutlu ve huzurlu olması gerekir. Bir taraftan da yoğun iş temposu, işten eve gelme sürelerinin fazla oluşu, çocuğuyla geçirebildiği vaktin kısıtlı oluşu, ev ve eşiyle ilgili de diğer sorumlulukları aksatmamaya çalışması annelerin tükenmesine sebep olabilmektedir. Tüm bu sorumluluklar ve duygu karmaşası içerisinde eğer anne eşi tarafından desteklenmiyor, sorumluluklar paylaşılmıyorsa bu durum çiftler arasındaki ilişkilere de olumsuz yansımakta ve sağlıklı çocuklar yetiştirmek zorlaşmaktadır.
Peki ya Babalar?
Öyleyse sevgili babalar; düşünün siz ne kadar ortaksınız bu yaşama? Ne kadar vakit ayırıyorsunuz çocuğunuza? Baba olmanın gerekliliklerini yapıyor musunuz mesela? Kaç kere tırnaklarını kestiniz çocuğunuzun? Tuvalete kaç kere siz götürdünüz? Çocuğunuza ellerinizle yemek hazırladınız mı hiç? Yoksa çocuğunuzun bakım sorumluluğunun annede olduğuna inanlardan mısınız? Ya da çok yoğun çalışıyorum vakit olsa yaparım deyip bahaneler üretenlerden misiniz? Çocuğunuzun sosyal, duygusal, zihinsel gelişiminde sizinle geçirdikleri vaktin, kurdukları ilişkinin önemini biliyor musunuz? Öyle önemli bir role sahipsiniz ki evladınızın gelişiminde. Çocuğunuz sizinle oyun oynamak istiyor, sizin ilginizi hissetmek istiyor. Unutmayın, mesele eşinize yardımcı olmak değil. Mesele sorumlulukları paylaşmak. Baba olmanın sorumluluklarını yerine getirmekten çekinmeyin lütfen. Çocuğunuzun gözündeki o kahramanı da küçültmeyin. İnanıyorum, siz bunu yapabilirsiniz.














