Ayna PD

merhabaayna

Ayna'nın Hikayesi

İki arkadaş hayal kurdular önce; dokunmak istediler insanlara, ayna olmak istediler. Yaşanmış, hikâyeleri olan eşyalarla dolu küçücük bir “Ayna” kurdular. Eski de kalmış eşyaları satan arkadaşları aradı bir gün onları. ‘Adınız AYNA size sizi simgeleyen bir ayna buldum, gelin’ dedi. Heyecanla gitti iki arkadaş ve görür görmez hayran kaldı ikisi de, kollarını açmış sanki kucaklamak için bekler gibi duran oyma ağacın içine yerleştirilmiş küçük aynalardan oluşan bu aynaya ‘Ben sizin için buraya geldim.’ diyordu. Logosu oldu kucak açan ayna; insanlara dokunmak isteyen “Ayna’ya”. Yıllar geçti küçücük “Ayna” büyüdü, eşyalar yenilendi ayak uydurdu yeni dünyaya. İki arkadaştan biri dinlenmeye çekildi, diğeri yola yalnız devam etti. Yalnız dediysek de tek değildi, başlangıçtan bu yana yanında olmaya devam eden ekip arkadaşları ile yeni katılanlara kucak açtı, kocaman bir “Ayna” ailesi oldu.

Bugün kapıdan girdiğinizde kucağını açmış sizi karşılar o ayna. Sağa doğru kıvrılıp da odalara açılan koridorda ilerlerken “Ayna’nın” ilk eşyası olan camları işlemeli kumaşla kaplı dosya dolabı göz kırpar size…

Hoş geldiniz!

Çalışma Alanlarımız

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

BLOG

Son Yazılar

BOŞANMA SAVAŞLARINDA ÇOCUĞUNU ANNEDEN KAÇIRAN BABALARA

Klinik Psikolog Funda Tekelioğlu

 

Boşanma sürecindesiniz, velayet savaşının tam ortasında… Çocuğun kimde kalacağına hâkim karar verecek. Anlaşma sağlanamadığı zaman çocuğun velayetinin hangi ebeveyne verileceğine karar verilmesi kolay değil. İspatlanması gereken bir sürü şey var. Bu, birkaç yıl sürecek oldukça yıpratıcı bir sürecin içindesiniz demektir. Siz, eşiniz ve çocuğunuz… Yani davacı -hanginizseniz artık fark etmez- davalı -yine kim olduğu fark etmez- ve çocuk -ikinizin çocuğu-. Karar verilene kadar çocuğun bir ebeveynde kalması gerekiyor değil mi? Savaş daha o zaman başlıyor.

“Evet, bizim davamız sürüyor ama çocuğumuza zarar verir miyiz hiç? Bizim derdimiz birbirimizle o kadar. Anne baba olarak sorumluluklarımızın bilincindeyiz, velayette sorunumuz yok” diyebilirsiniz. Çocuğunuzu öncelikli kılmanıza sevinirim, “yine de birbirinizi incitmemeye çalışın” derim.

“Çocuğumuz bende kaldı, annesi ile böyle bir karar verdik. Annesi ile sık sık görüşüyor zaten, kararları da birlikte alıyoruz” diyorsanız.  Duyarlılığınıza sevinirim, “yolunuz açık olsun” derim.

Sözüm yangından mal kaçırır gibi çocuğunu annesinin haberi bile olmadan kaçıran, saklayan babaya… Sözüm annesinin çocuğunu görmesini engelleyen, haber almasına bile izin vermeyen babaya…

Belli ki canın yanıyor, sen de can yakmak istiyorsun. Annenin canını ancak çocuğundan mahrum ederek yakabilirsin, haklısın. Peki ya yaktığın çocuğun da canıysa? Biliyorsun değil mi? Ona o “can”ı siz anneyle birlikte verdiniz, şimdi çocuğunun yarısını yok ediyorsun. Belli ki öfkelisin, bir türlü soğumuyor için, anneye haddini bildirmek istiyorsun, pişman olmasını bekliyorsun. Çocuğunu görmemesi için bütün yolları kapatıyorsun. Kim burada asıl cezalandırılan sence? Anne mi, çocuğun mu?

Belki de öç almanın başka bir yolunu deniyorsun, çocuğunu etkiliyorsun ve onu annesini görmek istemediğine ikna ediyorsun. Çocuğun kaçıyor anneden, görmek istemediğini söylüyor. Senin artık bir şey yapmana gerek yok. Seni doğuran kadın “kötü” mesajı verdin artık. Hani çocuğun anneden de parça taşıyor ya, o zaman çocuğuna “sen de kötüsün işte” demiş olmuyor musun?

Hayal et şimdi. Çocuğun büyüdü yetişkin oldu. Nasıl bir hayatı olur sence? İşte ihtimaller:

  • İç dünyası bölük pörçük, yaralı anne iç dünyadır.
  • Kızgındır; öfkelidir annesinin bir parçası hala içindedir.
  • Suçludur; annesine gidememiştir.
  • Değersiz, sevilmeye layık olmayan biridir; annesi yanında olamamıştır.
  • Güvensizdir; anne baba arasındaki savaşta o hiç önemsenmemiştir.
  • Bir türlü yetmez. Ne ilişkilerinde yaşadığı sevgi yeterli gelir, ne gösterilen ilgi, ne de kazandığı başarılar. Hep bir tarafı eksiktir çünkü.

Kim kazanmış oldu sizce?

BOŞANMAYI SAVAŞA DÖNDÜREN ANNELERE

Klinik Psikolog Funda Tekelioğlu

 

Boşanma sonucunda çocuk annede kaldı, babaya da mahkeme sınırlı görüş zamanları belirledi diyelim. Bazen dava biter, hesaplaşma bitmez. Çocuk üzerinden ebeveynlerden biri savaşa devam eder. Bu yazı savaşa devam eden, belki de bunu fark etmeden yapan anneler için yazıldı. 

Eğer “Çocuğum babasını saatlere bağlı kalmadan görüyor, babasıyla ben boşandım, çocuğum değil. Bizim anne baba olarak da iletişimiz güçlü. Çocuğumuzun ruh sağlığı her şeyden önemli.” diyorsanız; sadece alkışlarım sizleri, çok sevinirim çocuğunuzun ruh sağlığı ile oynamadığınıza.

“Ben çocuğumun babasıyla görüşmesini, onunla büyümesini çok istiyorum. Ama babası mahkemenin belirlediği zamanlarda bile düzenli gelmiyor ki. Çocuğuma ne diyeceğimi, nasıl davranacağımı şaşırıyorum.” diyorsanız; “En azından çocuğunun yanında sağlam durabilen bir yetişkin var” derim. 

Bu yazı, resmi boşanma gerçekleştiği halde, duygusal olarak boşanamayan anneler için. İçindeki kızgınlığı bitiremeyen, kendine yeni bir hayat kurmak yerine giden erkeğe takılıp kalan kadın için. Kendini mağdur edilmiş olarak gören ve çocuğu ile bedel ödeten anne için. Bazen hayal kırıklığımız, kırgınlığımız, endişelerimiz bizi öyle yoğun bir öfkeye götürür ki öç almak isteriz, yakıp yıkmak isteriz. Bize bunları yaşattığını düşündüğümüz kişi bedel ödesin isteriz. Öyle kaplar ki etrafımızı bu duygular, en sakındığımız kişiye zarar veririz, Ne acıdır, bunu farkında bile olmadan yaparız. 

Hadi biraz bakalım hikâyenin mağduru kim?

Annenin boşanma sonrasında çocuğuna verdiği mesajlar oldukça kritiktir. Anne kendisinin nasıl da zor durumda olduğunu, babanın kendi keyfine baktığını, onları önemsemediğini söylediğinde ya da ima ettiğinde çocuk babaya her gidişinde anneyi terk etiğini zanneder, suçlu hisseder. 

Anne, bütün sorumluluğu kendisi üzerine yıkarak babanın sorumluluktan nasıl kaçtığını anlattığında çocuk babasıyla geçirdiği keyifli zamanlarda bile kendini kötü hisseder. Annesini üzmemek için duygularını söyleyemez, içinde patlar.

Babasıyla telefonda bile konuşmasına izin verilmezse, iletişim kuracağı tüm araçlar elinden alınırsa çocuk korkar, çok korkar. Babasıyla konuşmak istediği küçük zamanda bile annesine ihanet ediyor zanneder, suçluluk yaşar.

Babasıyla görüşeceği zamanlarda programlar yapılırsa, çocuk babasından mahrum kalırsa çocuğun elinden güven duygusunu almış olursunuz. Kendini güvende hissedemez.

Çocuğunun ihtiyaçlarını babasıyla konuşmak gerektiğinde “Söyle babana…” diyerek ebeveyn olma sorumluluğunu sırtına verirseniz, değersizlik duygusunu da beraberinde yüklersiniz.  

Böylece çocuğun sadece annesini memnun etmek için yaşar. Hikâyenin sonunda; elimizde hayata kızgın, kendine küskün bir yetişkin ortaya çıkıverir.

Gerçekte kim mağdur?

PANDEMİ BİZE NELER YAPTI?

Uzman Klinik Psikolog Funda Tekelioğlu

 

Her şey küçük, o küçücük virüsle başladı. Duyularımızla fark edemediğimiz o şey bulaştı, yayıldı, yok etmeye başladı ve evlerimize kapandık. O görünmez virüsten kaçarken insanlardan kaçtık, korkar olduk zarar görmekten, yalnız kaldık.

Hani önceleri bir şeylere kafamızı takardık, canımızı sıkardı birileri de içimizde o meseleyi döndürüp dururduk ya. Hani o mesele giderek büyürdü ya. Hani sonunda içinden çıkamadığımız, kendimizi yiyip bitirdiğimiz bir hale gelirdi ya. Hatırlar mısınız?

Bazen ertelerdik hayatı zira daha öncelikli işlerimiz vardı. “Şimdi zamanı değil” dediğimiz zihnimizin önemli bulmadığı şeyler, sonraki bir zamana ötelenirdi ya. O sonra yapacaklarımızın zamanı bir türlü gelemezdi ya. Hatırladınız mı?

Kurallarımız vardı, şablonlarımız vardı kendimizi ve başkalarını değerlendirdiğimiz. Doğrularımız, yanlışlarımız vardı. Olması gerekenler vardı. O çizgilerin dışına çıkılamazdı. Hani o başkalarının gözündeki yerimiz için ihmal ettiğimiz kendimizdi. Hatırlamanız mümkün mü?

Gelecek planlarımız vardı. Kaygılarımız vardı. Kendimizi hazırlamamız gereken durumlar vardı. O kadar endişelenirdik ki bazen bugünü yaşamaya fırsat kalmazdı. Hatırlayabilir misiniz?

İşte o evlere kapatıldığımızda, içimize kapandığımızda hatırladık. Ne kadar ötelediğimiz şey varsa hepsini hatırladık. Hayallerimizi, özlemlerimizi, kendimizi ve sevdiklerimizi, ihmallerimizi fark ettik. O zamanlar endişelerimizin nasıl da yersiz olduğunu anladık. Geleceği garanti altına alma çabamızın pek de işe yaramadığını gördük. Keşkeler büyüdü bazen, iyi kilere sarıldık.

Pandemi sürecinde yaşadıklarımızdan, hatırladıklarımızdan öğrenmeyi seçersek nasıl bir hayatımız olur? Var mısınız ‘iyi ki’leri çoğaltalım.

AYNA YAYINLARI

Ayna

Bülten

aynapdlogodisif

İletişim Bilgileri

İnönü Caddesi, Aydoğan İş Merkezi

No: 12, Kat: 7, Daire: 20, 34734

Sahrayıcedit / Kadıköy İSTANBUL

2018 © Ayna PD - Eğitim ve Psikolojik Danışma Merkezi | Tukan Ajans