Ayna PD

merhabaayna

Ayna'nın Hikayesi

İki arkadaş hayal kurdular önce; dokunmak istediler insanlara, ayna olmak istediler. Yaşanmış, hikâyeleri olan eşyalarla dolu küçücük bir “Ayna” kurdular. Eski de kalmış eşyaları satan arkadaşları aradı bir gün onları. ‘Adınız AYNA size sizi simgeleyen bir ayna buldum, gelin’ dedi. Heyecanla gitti iki arkadaş ve görür görmez hayran kaldı ikisi de, kollarını açmış sanki kucaklamak için bekler gibi duran oyma ağacın içine yerleştirilmiş küçük aynalardan oluşan bu aynaya ‘Ben sizin için buraya geldim.’ diyordu. Logosu oldu kucak açan ayna; insanlara dokunmak isteyen “Ayna’ya”. Yıllar geçti küçücük “Ayna” büyüdü, eşyalar yenilendi ayak uydurdu yeni dünyaya. İki arkadaştan biri dinlenmeye çekildi, diğeri yola yalnız devam etti. Yalnız dediysek de tek değildi, başlangıçtan bu yana yanında olmaya devam eden ekip arkadaşları ile yeni katılanlara kucak açtı, kocaman bir “Ayna” ailesi oldu.

Bugün kapıdan girdiğinizde kucağını açmış sizi karşılar o ayna. Sağa doğru kıvrılıp da odalara açılan koridorda ilerlerken “Ayna’nın” ilk eşyası olan camları işlemeli kumaşla kaplı dosya dolabı göz kırpar size…

Hoş geldiniz!

Çalışma Alanlarımız

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

BLOG

Son Yazılar

KIZDIM MI KIZDIRDIN MI?

Klinik Psikolog Zeynep Yetkin

İletişimde en hassas olunan konulardan biri de kelimeleri nasıl seçtiğimizdir. Ne ifade ettiğimizden daha önemli olan; onu nasıl ifade ettiğimizdir. Kelimelerimizin karşımızdakinde oldukça belirgin etkileri olur. Bu nedenle eğer karşımızdakinin bizi “istediğimiz şekilde” anlamasını istiyorsak, zihnimizdekileri söze nasıl döktüğümüze dikkat etmek durumundayız. Bu durum sadece iki yetişkinin konuşması için geçerli değil elbette, karşınızdaki sizden yaşça küçük bir birey olduğunda da aynı koşullar geçerli. Birçok ebeveynin ya da yetişkinin düştüğü hataya lütfen düşmeyin ve “aman o çocuk zaten.” ya da “anlamaz ki o” demeyin. Anlar!

Çocuklarla iletişim kurmanın zorlaştığı durumları daha çok ebeveyninin istediklerini yapmayı reddettiğinde görürüz. Böyle sahnelerde ebeveyn sakin kalmakta zorlanır, sesi yükselir ve çocuğu da ağlamak üzeredir ya da çoktan çığlıkları evi inletmeye başlamıştır. İşler bu noktaya gelmeden, ebeveynin çocuğuna durumu anlatmaya çalıştığınız bir zaman dilimi yaşanır. Tam da böyle zamanlar için dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var.

Çocuğunuza kızabilirsiniz, onun yaptıkları nedeniyle yorgun hissedebilirsiniz. Hatta çaresizsiniz gibi gelebilir. Bunlar son derece normal duygular. Bunları ona ifade de edebilirsiniz. Peki, en sağlıklı ifade ediş şekli ne olabilir? “Beni üzüyorsun.” ya da “Beni kızdırma.” DEĞİL; “Bu davranışı yaptıkça ben üzülüyorum.” veya “Sen bunu yaptıkça kızıyorum.” Çocuğunuza hiç “Sen böyle yaptıkça çok çaresiz hissediyorum, ne yapacağımı bilemiyorum.” dediniz mi? Çocuklara kızdığınızda onlara duygularınızı “sen dili” üzerinden ifade ettiğinizde, karşılarındaki kişiyi anlamakta zorlanırlar, tam tersine suçlanmış hissederler. Suçlanan bir kişi kaç yaşında olursa olsun savunmaya geçer. Başka bir deyişle kendini korumaya çalışır, bunu da küçük yaştaki bir çocuk bazen bağırarak, ağlayarak ya da ebeveyniyle inatlaşarak yapabilir. İşler bu noktaya geldiğinde de çözüme ulaşmak gerçekten zorlaşır, herkes yorulur. Bunlar yerine kendinizi samimi bir şekilde çocuğunuza ifade ettiğinizde, duygularına sahip çıkarak “ben dili” kullandığınızda karşınızda savunmaya hazırlanan birini değil, sizi dinlemeye çalışan birini bulmanız çok daha yüksek ihtimalli olacaktır.

ÇALIŞIYORUM, ANNEYİM O ZAMAN SÜPER GÜÇLERİM OLMALI

Uzman Klinik Psikolog Funda Tekelioğlu

Çalışan bir annesin, bir işin var çalışma saatlerinde işini, mesleğini yaparsın. Eve gelince sadece annesin. Evden çalışıyorsan hem çalışan hem annesin. İş saatlerinde çalışan, iş saatlerinin dışında annesin. Bu kadar keskin mi sınırlar? Biri bırakılıp diğerine geçilebiliyor mu? Hayır!

Senden beklenen, aslında senin de kendinden beklediğin; tam zamanlı anne, tam zamanlı çalışan, belki de yanında tam zamanlı ev kadını, yani tam zamanlı robot olmak.

“Yorgunsun, dinlen sen.”
“Neye ihtiyacın var?”
“Bu işleri ben yapıyorum sen kendine zaman ayır”
“Hadi birlikte yaparız.” diyen bir hayat arkadaşın olsa da sen kendine bu hakkı veriyor musun?

Hadi bırakalım çevresel, toplumsal beklentileri, baskıları bir yana. Sanki kimse seni yargılamıyormuş gibi de varsayalım. Sen kendine ne yapıyorsun ona bakalım:
“Ben çalışan bir kadın olabilirim ama önce anneyim.” Evet annesin, hep anne olarak da kalacaksın. Çocuğun büyüyecek, yetişkin olacak ve sen hala onun annesi olacaksın. Anne olmayı çocuğunun tüm ihtiyaçlarını daha o bile fark etmeden karşılamak olarak tanımlıyorsan vay haline. Yanına bir de “çalışan” sıfatını ekledin mi, gelsin suçluluk duyguları. Zira sen çalışıyorken çocuğunun tüm ihtiyaçlarını fark edemeyebilirsin. Nasıl da derin bir girdaptır buna benzer düşünceler, inanışlar. Bir türlü çıkamazsın o girdaptan. Çünkü hep yetersiz kalır bir şeyler. Çocuğunun beslenmesine dikkat ederken, derslerini kaçırırsın belki, dersleri ön plana geldi mi duygusal ihtiyaçları arkalarda kalabilir. Gelsin kendini eksik hissetme hali. Bu eksikliği tamamlamak için de mükemmel olma çabaları. Mükemmel olmak için günün 24 saatinin dakika dakika planlanması yine de yetmemesi. Sonra akla düşen bir “acaba” sorusu. “Acaba çalışmıyor olsaydım daha mı iyi ve mükemmel bir anne olurdum?” işte şimdi tam anlamıyla çıkmaz sokaktasın.

Başa dönelim ve bir hal çaresi bulalım. Önce çalışıyor olmanın sana neler hissettirdiğini bul. Cevabında “meli, malı” kalıpları olmasın. Tam kendine odaklanmışken “ama” ile bölme.
Çalışıyorsun belki de bu seni besliyor, güçlendiriyor, kendine olan inancını arttırıyor, işe yarıyorsun, her şeyden önemlisi üretiyorsun.

Şimdi çocuğuna ve senin anne olmana gelelim. Çalışırken çocuğuna farkında bile olmadan bazı sınırlar koyabiliyorsun o da beklemeyi öğreniyor.
Belki de sen daha o istemeden önüne her şeyi koymuyorsun da ihtiyacını önce keşfetmesini sonra da dile getirmesini sağlıyorsun.
Belki sen çalışırken onun da evin düzeni ile ilgili bazı görevleri oluyor (tabi ki yaşının uygunluğuna göre) böylece kendi işini kendisi yapabiliyor, becerileri gelişiyor.
Belki de sen çalıştığın ve her şeye yetişmen gerekmediği için çocuğun kendi sorumluluğunu alabiliyor, sen sadece ona destek oluyorsun.
Belki de günün her anı onunla olamadığın için birlikte olduğunuz zamanları dolu dolu geçiriyorsunuz, eğleniyorsunuz.

Ezcümle; çalışıyor olsanız da çalışmasanız da her şeye yeten anne olma çabasından vazgeçerseniz, çocuğunuza kendisi olması, kendi sorumluluklarını alması için alanlar açabilirsiniz. En azından bunun için uğraşırsınız.

BİR CÜMLE KAÇ FARKLI ANLAM TAŞIR?

Uzman Psikolog Ceyda Yanar

Ebeveyn Ne Söyler, Çocuk Niye Böyle Anlar?
Çocuklar anne karnında büyümeye başladıkları andan itibaren duyu becerileri gelişmeye başlar. İçerdeyken sırasıyla dokunma, tatma, koku, işitme ve görme duyusu gelişir. Bu yüzden dünyaya geldiklerinde çok iyi tatma ve koklama becerileri vardır. Bugünün gündemindeyse diğer üçü var; dokunma, işitme ve görme…

Çocuk, ilk zamanlarında dokunma yolunu kullanarak dünyayla iletişim kurar.
Çocuklar duyu organlarına yatırımı içerdeyken yapmaya başladıkları için hayata dahil olduklarında etraflarında olup biten bütün yaşam olaylarını duyuları sayesinde takip eder. Özellikle anne kucağında geçen ve dokunmanın merkezde olduğu bir ilişki biçimi geliştirirler. Bu sayede bebekler annelerinin ve takiben babalarının ten sistemine duyarlı hale gelirler. Deri, sözcüklerin olmadığı zamanda hislerin ve düşünceleri taşınmasına aracılık eden bir taşıt haline gelir.

Çocuklar sözlü olmayan ipuçlarını takip eder.
Günler, haftalar ve aylar geçtikte bebekler büyür ve çocuk olur. Bu süre zarfında sözsüz olan iletişime kelimeler, tonlamalar ve yüz ifadeleri eklenir. Diğer bir deyişle çocuk hissederek öğrendiği her şeyi artık somut olarak görebilir hale gelmiştir. Bu durum hem işleri kolaylaştırır hem de zorlaştırır. Kelimeler, karşılıklı olarak iletişimi arttırsa bile çocuklar eskiden alışkın oldukları yöntemlerle de iletişim verileri toplamaya devam ederler.
Ağzımızdan çıkanla içimizden geçen aynı olmadığında hızlı bir şekilde çocuklarımıza yakalanırız. Ağzımızdan çıkan cümle artık sadece ağzımızdan çıktığı gibi değildir. Çocuk, o cümlenin diğer anlamlarını da görür, duyar ve yorumlar. Onlara kendimizi anlatmakta zorlandığımız her an ya da sözümüzü geçirmekte zorlandığımız her kriz çoğu zaman başka anlamlar taşıyan cümleler yüzünden olur.

Aman Dikkat!
-Çocuklar, beden dili okumak konusunda doktora yaparak dünyaya gelmiştir. Bu yüzden cümlelerimizdeki tutarsızlıkları hızlıca yakalarlar.
-İçinizden geçen ve dışarıda gözüken birbirinden farklı olduğunda yavaşlayın ve yeniden başlayın.
-Çocuğunuza kendinizi ifade etmek için en uygun sözcükleri kullandığınızdan emin olun.
-Söylediğiniz cümlelere verdiği tepkiyi anlamaya çalışın. Eğer ciddi bir uyumsuzluk varsa iletmek istediğiniz mesaj ona ulaşmamış olabilir.
-Gerçekten inanmadığınız bir konu hakkında çocuğu ikna etmeye çalışmayın, kendiniz bunu sakince ifade edebilir hale gelene kadar bekleyin.

AYNA YAYINLARI

Ayna

Bülten

aynapdlogodisif

İletişim Bilgileri

İnönü Caddesi, Aydoğan İş Merkezi

No: 12, Kat: 7, Daire: 20, 34734

Sahrayıcedit / Kadıköy İSTANBUL

2018 © Ayna PD - Eğitim ve Psikolojik Danışma Merkezi | Tukan Ajans