Ayna PD

merhabaayna

Ayna'nın Hikayesi

İki arkadaş hayal kurdular önce; dokunmak istediler insanlara, ayna olmak istediler. Yaşanmış, hikâyeleri olan eşyalarla dolu küçücük bir “Ayna” kurdular. Eski de kalmış eşyaları satan arkadaşları aradı bir gün onları. ‘Adınız AYNA size sizi simgeleyen bir ayna buldum, gelin’ dedi. Heyecanla gitti iki arkadaş ve görür görmez hayran kaldı ikisi de, kollarını açmış sanki kucaklamak için bekler gibi duran oyma ağacın içine yerleştirilmiş küçük aynalardan oluşan bu aynaya ‘Ben sizin için buraya geldim.’ diyordu. Logosu oldu kucak açan ayna; insanlara dokunmak isteyen “Ayna’ya”. Yıllar geçti küçücük “Ayna” büyüdü, eşyalar yenilendi ayak uydurdu yeni dünyaya. İki arkadaştan biri dinlenmeye çekildi, diğeri yola yalnız devam etti. Yalnız dediysek de tek değildi, başlangıçtan bu yana yanında olmaya devam eden ekip arkadaşları ile yeni katılanlara kucak açtı, kocaman bir “Ayna” ailesi oldu.

Bugün kapıdan girdiğinizde kucağını açmış sizi karşılar o ayna. Sağa doğru kıvrılıp da odalara açılan koridorda ilerlerken “Ayna’nın” ilk eşyası olan camları işlemeli kumaşla kaplı dosya dolabı göz kırpar size…

Hoş geldiniz!

Çalışma Alanlarımız

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

BLOG

Son Yazılar

EĞİTİMLERDE “OYUN”UN GÜCÜ 2. Bölüm

Klinik Psikolog Funda Tekelioğlu

En son ne zaman oyun oynamıştınız, kaç yaşındaydınız hatırlıyor musunuz? Bilgisayar oyunlarından bahsetmiyorum. Canlı canlı arkadaşların bir arada olduğu hareketli, heyecanlı, eğlenceli (hatta sokakta veya bahçede) olandan bahsediyorum. Yoksa hiç oyun oynamadınız mı? Cevabın “Evet, tabiî ki oynadım” olmasını umuyorum ya da en azından “çocukluğumda” denmesini.
Hangi oyunlardı onlar, oyunun içindeki rolünüz neydi, oyunu kuran mıydınız, yoksa sadece kurallara göre oynayan mı? Bu sorular bitmez. O zaman ki duygularınızı, öğrendiklerinizi, taktiklerinizi hatırlıyor musunuz? İşte onların hepsi sizin malzemeleriniz. Oyun sizdeki malzemeleri yeniden keşfetmenizi, öğrenirken onları da kullanmanızı sağlar, sacayağını tamamlar (bir önceki yazıda bahsetmiştim ya).
Eğitimlerimde “şimdi bir oyun oynayacağız” dediğimde yüzler önce buruşur, özellikle yöneticilerle çalışıyorsam. Hem de yetişkin halimizle hem de iş yerinde hem de birlikte çalıştığımız kişilerle (delirdim herhalde). Hafif küçümseyici bakışlar atılır bazen, bıyık altından gülümsemeler. Bazen belli belirsiz bir telaş alır “eyvah rezil olursam” diye. Bu arada açıkça bunu saçma bulduğunu söyleyen de olur. Daha ilk cümlede olanlara bakın. “Eğitimde miyiz, oyun parkında mı belli değil? Çocuk muyuz biz?”
“Sadece çocuklar oyun oynar” inancı Antik Yunan kültürüne kadar dayanıyor. Oyun, çocuk kelimesinden türemiş mesela, olimpiyat oyunları için yani yetişkinler dünyasındaki rekabet durumları için ise rekabet anlamına gelen “agon” u kulanmışlar. Yani çocukken oyun oynarız, büyüyünce rekabet ederiz. Ne dersiniz, günümüzde değişen bir şey var mı?
Eğitim ve oyunu birleştirirsek; oyunda eğlence vardır, eğlenirsek rekabet etmeyi bırakabiliriz, niye mi? Rekabet etmezsek (hiç şimdi “ben kimseyle rekabet etmem” filan demeyin, farkına bile varmıyoruz bazen) zihnimiz kısa süreliğine devre dışı kalır, o zaman içimizdeki malzemelere kolayca ulaşma şansımız olur. Oynarken bütün sınırlamalardan kurtuluruz, hem kendimizinkinden hem de toplumsal kurallardan. Kayboluruz bir süre sonra oyunun içinde, özgürleşiriz. Oyun süresince hem eğleniriz hem de keşfederiz (bu keşfin farkındalığına da oyun sonrasına varıyoruz).
Sacayağının işlevine gelince;
OYUN kendini keşiftir ki bu öğrenmeyi kolaylaştırır.
BİLGİ AKTARIMI yeniyi keşiftir.
UYGULAMA tüm keşifleri birleştirir, yerleştirir.
Oyuna kendinizi bırakabilirseniz, bilgiyi almaya da açık hale gelirsiniz, böylece uygulamaları işinize yarayacak şekilde kullanabilirsiniz. Eğitimin her aşamasında kendinize katacak şeyler mutlaka bulursunuz.

EĞİTİMLERDE “OYUN”UN GÜCÜ 1. Bölüm

Klinik Psikolog Funda Tekelioğlu

Verdiğim eğitimlerde sadece “anlatıcı” olmayı hiç sevemedim. Eğer bir konferansta veya kongrede değilsem, çalışmanın adında “eğitim” ibaresi varsa “anlatıcının” sahneye (kürsüye) çıkıp sadece anlatarak öğretebileceğine de inanamadım (varsa önlerinde saygıyla eğiliyorum ve sorunun bende olduğunu kabul ediyorum). Bu nedenle aşağıda yazdıklarım benim inandıklarım ve yaptıklarım.
Kurumsal eğitimlerin amacı; kurum kimliğini besleyecek, ekip olmanın gücünü ortaya çıkaracak, verimli, motivasyonlu, keyifli çalışma ortamı anlayışını kazandıracak, işbirliğini arttıracak bilgi ve becerilerin öğretilmesi esasına dayanır. Yani eğitime katılan (burada konumu hiç önemli değil) yeni veya farklı bilgiler edinmeli ya da bilgilerini tazeleyebilmelidir. Aynı zamanda bu eğitimi alan kişiden beklenti; kendisine aktarılan bilgiyi dağarcığına alması, belki de eskimiş olan bilgilerini, deneyimlerini bir kenara bırakması, yeniyi kabullenmesi ve aktif olarak kullanabilmesidir. Bazen eski ile yeniyi harmanlaması da beklenir. Kulağa her ne kadar makul gelse de aktarılan bilginin uzun süreli hafızaya yerleşivermesi, içselleşmesi bir de beceriye dönüşerek kullanılması o kadar kolay değil (keşke olsa)
Eğitimi sacayağına benzetiyorum, 3 ayağı var. Belki de bu yüzden Türkmenistan Türklerinin atasözünü çok seviyorum. “Sacayağın ayağı üç olur. Birbirine güç olur. Biri kırılırsa hiç olur”
Eğitimin her ayağı birbirinden önemli, her birinin işlevi ayrı ve birbirini tamamlayıcı
1. Ayak OYUN
2. Ayak BİLGİ
3. Ayak UYGULAMA
Bilginin aktarılması ve uygulama yapılmasına daha aşinayız eğitimlerde ( bu arada oyun ve uygulama birbirine karıştırılıyor, aynı şey değil). Bilgiler harika tekniklerle anlatılır, içine biraz da mizah katıldı mı etkileyiciliği artar. Ardından o bilginin yerleşmesi için yine nefis uygulamalar yapılır. Bu uygulamalar bazen küçük gruplarla bazen büyük gruplarla olur. Hareket olur, canlanır grup. Eğitimin sonunda hem “anlatan” hem “dinleyen” memnun kalır ve eğitim biter, tadı damağınızda bile kalabilir. Bilgiler zihinsel dünyanızda tazeliğini korusa da zorlu veya can sıkıcı bir durumda eski bilgileriniz, deneyimleriniz belki de ön yargılarınız yönetimi tekrar ele alır, yeniler uçup gider.
Tıpkı iyi bir restoranda yediğiniz harika yemeğin lezzetini hatırlamanız gibi “çok güzeldi” dersiniz. O kadar.
Bu noktada oyunun eğitimdeki işlevine kısa bir giriş yapmalıyım. Yemek yapmayı öğrendiğinizi varsayalım. Bilgi Aktarımı yemeğin nasıl yapılacağını söyler size, Uygulama nasıl sunulacağını öğretir. Oyun yemekteki malzemelerdir ve o malzemeleri herkes kendi bildiği yerden edinir, hikâyesinden.
Oyunun ayrıntıları sonraki yazıda. O zamana kadar biraz düşünün derim. En son ne zaman oyun oynamıştınız? (Sokakta, bahçede olandan)

İş Hayatını Kolaylaştıracak Alışkanlıklar

Klinik Psikolog Merve Güngör

İş hayatında birçok kaos içerisine giriyoruz. Farklı işleri aynı anda idare etmemiz ve yürütebilmemiz gerekiyor. Peki bu kaosun içinde kaybolmamak için ne yapabiliriz?
• İş hayatınız ne kadar yoğun olursa olsun, rutinlerinizden şaşmayın. Örneğin; sabah kalkınca kahve içmeye ihtiyaç duyuyorsanız kahvenizi için ve güne öyle başlayın. Sisteminiz alışkanlıklarından çabuk vazgeçemez ve orada takılı kalabilir. İçmek için ayıracağınız 5 dakika size verimli bir gün olarak dönebilir.
• Günü bitirirken ertesi gün için checklist yapabilirsiniz. Bu sayede sizin için önemli olan işleri gözden kaçırmamış olursunuz. Böylece güne başlarken dünden hangi işlerin sizi beklediğini hatırlamakla gerilmezsiniz.
• Her şeyi çabuk unutan bir yapıdaysanız mutlaka not alarak çalışın. Söz uçar, yazı kalır diye boşuna dememişler :). Belli bir dönem içerisinde yapmayı unutmamanız gereken işlerinizi ya da toplantılarınızı not aldığınız bir defter edinmeniz, hem önemli tarihleri hatırlamanıza yardımcı olacak hem de zaman yönetimi konusunda kendinizi geliştirmenizi sağlayacaktır.
• Gece uyumadan önce zihninizi boşaltın, iş yerinde yaşadığınız bir soruna takılıp kalmayın veya ertesi gün yapacağınız bir toplantı ile uykunuzu geciktirmeyin. Böyle zamanlarda zihninizi rahatlatacak etkinlikler yapın. Örneğin; meditasyon veya rahatlatıcı bir müzik dinleyebilirsiniz.
Kendinize neyin iyi geleceğini en iyi siz bilirsiniz. Deneyin, alternatifler üretin. Sizde en çok işe yarayacak yolu ancak deneyimleyerek anlayabilirsiniz.

AYNA YAYINLARI

Ayna

Bülten

aynapdlogodisif

İletişim Bilgileri

İnönü Caddesi, Aydoğan İş Merkezi

No: 12, Kat: 7, Daire: 20, 34734

Sahrayıcedit / Kadıköy İSTANBUL

2018 © Ayna PD - Eğitim ve Psikolojik Danışma Merkezi | Tukan Ajans