Okul Zili Çalınca Evdeki Yankılar
Her evin bir ritmi vardır. Kimisi caz gibi hareketli, kimisi vals gibi uyumlu, kimisi de bazen davulun gürültüsüne karışmış keman gibi… Yaz tatili boyunca bu ritim genelde serbest caz gibidir: biraz geç kalkılan, sofraların uzadığı, pijamanın resmi kıyafet ilan edildiği günler. Ama işte bir sabah olur, kapı eşiğinde yeni okul ayakkabıları belirir, çantanın fermuar sesi duyulur ve evin ritmi bir anda değişir. Zil sadece okulda çalmaz; aslında bütün evde yankılanır.
Okulun başlaması, tüm ev ahalisi için küçük bir göç gibidir. Kuşlar yuvasını yeniden düzenler, mobilyalar için bile bazen farklı yerler belirlenir. Çocukların kalbi, heyecan ve merakla yeni gelişmeleri koklarken, ebeveynlerin zihninde planlama defterleri oluşur: servis saatleri, kahvaltı telaşı, kitapların tamamlanması… Evin kapısından çıkmadan bir maraton koşulmuş gibi hissedilir.
Yeni başlayan maraton heyecan kadar stres dalgaları da yaratır evde. Anne babanın kaşındaki hafif çizgi, çocuğun çantasına yüklenir. Yetişkinler çoğu zaman bunu fark etmez ama evin duvarları duyarlıdır; kaygıyı yankılar, merakı da. Ev, herkesin duygusunu sünger gibi emer, sonra tekrar yayar. Yetişkinin “acaba”ları, çocuğun “ya olursa”larına dönüşür.
Çünkü kabul edelim, ebeveyn olmak biraz da evin gizli orkestra şefliğini üstlenmek demek. Notalar bazen dağınık olabilir, tempo bazen hızlanabilir. Telaşlı hissetmek, kaygılanmak çok doğal, çok insani; sonuçta ebeveynler çocukları için en iyisini istemekten vazgeçmez. Bu bitmek bilmeyen istek ve telaş, çocuğa duyulan sevginin ve özenin doğal bir yansıması. Kendimize “bu stres, aslında ilgimin ve bağlılığımın işareti” diye hatırlatmak, yükü hafifletebilir. Çünkü o zaman ilgimizi ve sevgimizi ifade etmenin farklı yollarını aramaya başlarız. Çünkü evdeki ritim tek kişiden çıkmadığını, herkesin nefesiyle şekillendiğini ve destek alacak kaynaklarımız olduğunu hatırlamış oluruz. Böylece şef de ara sıra batonunu indirip derin bir nefes alabilir.














